Mersin’in
benzersiz koylarından Akkuyu’ya yapılması planlanan nükleer santralin
ihalesi fiyaskoyla sonuçlandı. ‘Yarışma’ya tek firma katıldı ama ihale
iptali açıklanmadı
Fiyasko
demek belki ağır bir tanım olabilir ancak Türkiye’nin nükleer enerji
serüvenin başlamadan bittiği söylenebilir. Basına yansıdığı kadarıyla,
ihale şartnamesi alan 13 “yarışmacı” firmadan altısı “yarışmaya” teklif
zarfı vermek suretiyle katıldı, beş teklif “teşekkürden” ibaret olduğu
(neyin teşekkürü keşke öğrenebilseydik!), sonuçta tek teklif Rus
Atomstroyexport-Ciner ortaklığından geldi (şaka gibi!). İhaleye tek
katılımın teknolojisini işin içine katacağı baştan belli olan ve
Rusya’da alanında tekel olduğu bilinen bir Rus firmasının dahil olduğu
konsorsiyumdan gelmesi zihinlerde hemen Çernobil’i anımsattı.
Şartname alan diğer firmaların “yarışmaya” katılmamaları küresel krize
bağlandı. Erteleme talepleri vardı, ancak gerçek neden küresel kriz mi
bu bilinmiyor. Bilinen şu: Kamu İhale Kanunu çerçevesinde değil
(neden?), 19. 03. 2008 tarihli, 2008/13347 karar sayılı yönetmelik
çerçevesinde yapılan ve adına “yarışma” denilen bu idari işlemle, elde
edilmek istenen ‘kamu yararı’ oluşmadı. Tek teklifin geldiği bir ihale
sürecini, “yarışma” olarak tanımlamak fazlasıyla komik olsa gerek ve
düzenleyici kurum olan TETAŞ’tan bu konuda hiçbir açıklama yok.
“Yarışma” sürecinin sadece bu durum gözetilerek iptal edilmesi
gerekiyor. Ama sadece bu gerekçelerle değil. Santral için seçilen ve
‘elde hazır’, yer lisansı onaylanmış tek yer olması dışında nükleer
santral için hiçbir zaman ve koşulda uygun olmadığı tüm bilim
insanlarınca söylenen Akkuyu projesinden tümüyle vazgeçilmelidir. Bu
bakımdan düşünüldüğünde, “yarışmaya” tek firmanın katılması idarenin
var olan eleştirileri dinlemesi açısından bir fırsat yarattı.
Akkuyu nükleer enerji santrali ile ilgili tekliflerin verildiği son gün
olan 24.09.2008 günü, Çevre Hukuku Derneği ile Yeşiller Partisi’nin
ihalenin iptali ile ilgili olarak TETAŞ’a yaptıkları başvuruda bakın
neler var:
1- Akkuyu Nükleer Santralı ile ilgili yer
lisansı onayı 1976 yılında alındı. Oysa Nükleer Tesislere Lisans
Verilmesine İlişkin Tüzük, 1983 yılında çıkarıldı. Türkiye’nin de üyesi
olduğu BM Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) tarafından
oluşturulan bir nükleer santralın yer, inşaat, işletme lisansları
kriterlerinde günümüze gelene kadar birçok değişiklik yapıldı. Örnek
olsun, IAEA, 11 Eylül saldırılarından sonra reaktörlerin güvenliğine
ilişkin kriterlerde birçok değişiklik yaptı. 1976 yılı bilimsel,
teknolojik verilerine göre, lisansı onaylanmış bir yerin seçilmiş
olması, yapılan bu ihalenin iptalini gerektiriyor. Bir örnek daha:
Santralın deprem açısından halen faal olan “Ecemiş Fay Hattı’na” 25 km
uzaklıkta olduğu bilim insanlarınca yakın zamanda açıklandı. Oysa yer
lisansı çalışmalarının tamamlandığı 1976 yılında Ecemiş Fay Hattı’nın
varlığı dahi bilinmiyordu.
2- Akkuyu mevkii, turizm açısından gelişme potansiyeli
taşıyan, doğal güzellikleri ve balıkçılığı ile ünlü bir bölgemiz.
Kurulacak olan santral soğutma suyunu denizden alacağı- geri vereceği
nedeniyle, Akkuyu Koyu’nun deniz sıcaklığı ortalama 4 ile 6 derece
arasında artacaktır. Bu durumda deniz flora ile faunasında önemli bir
değişiklik olacağı, balık neslinde azalma yaşanacağı ve yöredeki
balıkçılığın tükeneceği yönünde bilimsel görüşler mevcut. Kaldı ki
yörenin, Akdeniz’in turistik yatırım bölgelerine yakınlığı, nükleer
santralların güvensizliğinden kaynaklanan mülahazalarla, turizm
gelirlerinde oluşacak olası kayıpların nükleer enerjiden elde edilecek
gelirlerin 34 katı olacağı biliniyor. Santralin kurulması halinde
Türkiye’nin turizm potansiyelinin önemli yüzdesini karşılayan bölgede
“Akdeniz Turizmi”nden bahsetmek olası değildir. “Bindiğimiz dalı
kesmek” tabiri bu durumu çok iyi özetliyor. Anayasamızın idareye
yüklediği ödev olan, kamu yararını öne alma, kamu menfaatinin ve
külfetinin yarışması ilkeleri bu ihale ile bertaraf edildi. Ayrıca bu
ihale, Çevre Kanunu’nun 1. maddesinde belirtilen, “bütün canlıların
ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir
kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak” ilkesine
aykırıdır.
3- Yer lisansı onay aşamasında Çevre Etki
Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’ne uygun bir çalışma yapılmadı.
Santralın çevreye, denize, bitki örtüsüne, havaya, canlılara vereceği
zararların etkileri ile sosyal-ekonomik sonuçlarının toplumsal
maliyetlerinin, fayda-külfet alternatiflerinin neler olacağına dair
ciddi ve kapsamlı bir araştırma yapılmadı. 07. 02. 1993 tarihli, 21489
karar sayılı ÇED Yönetmeliği çerçevesinde yapılması zorunlu işler
halledilmeden ihalenin ilan edilmesi dahi, tek başına bu işlemin
iptalini gerektiriyor. (...) Mevzuatın yetersizliği, Nükleer Kanunu,
Nükleer Yakıt Çevrimi Dışındaki Radyoaktif Atıklara İlişkin Yönetmelik,
Radyasyon Güvenliği Denetimleri Yönetmeliği, Nükleer Güvenlik Tüzüğü,
Nükleer Emniyet Tüzüğü’nün vs. taslak aşamasında olması, ihale için
gerekli mevzuat temeli tamamlanmadan yapıldığının göstergesidir.
4- Akkuyu Nükleer Santralı ihalesi, Türkiye’nin taraf
olduğu ve imza koyduğu, aralarında 1985 tarihli Akdeniz’in Kirliliğe
Karşı Korunması Sözleşmesi (Barselona Konvansiyonu), Cenova
Deklarasyonu, 1988 tarihli BM/AEK Flora, Fauna ve Yaşam Ortamlarının
Korunması Deklarasyonu, 1988 tarihli BM/AEK Çevrenin Korunması ve Doğal
Kaynakların Rasyonel Kullanımı için Bölge Stratejisi, 1989 tarihli
Avrupa Çevre ve Sağlık Şartı, 1990 tarihli Akdeniz Bölgesinde, Avrupa
Akdeniz Çevre İşbirliği Lefkoşa Şartı, 1992 tarihli Akdeniz Havzasında
Çevre Konusunda Avrupa-Akdeniz İşbirliğine ait Kahire Deklarasyonu gibi
20’nin üzerinde uluslararası anlaşmaya, deklarasyona ve protokole
aykırılık teşkil ettiği için de iptal edilmelidir.
5- Akkuyu Nükleer Santralı ile ilgili olarak ne 5710
Sayılı Kanun’da ne de 2008/13347 karar sayılı Nükleer Yönetmeliği’nde,
kaza riski ve nükleer atıkların muhafaza edilmesi sorunlarına ilişkin
önlemlerde, radyoaktif atıkların doğadan tümüyle izole edileceğine
ilişkin neler yapılacağı yeterince açık ve bu durumda kamuya açıkça
külfet yükleniyor. Zira atıkların muhafaza edilme maliyetlerini ve
muhafazayı kamuya yükleyen hükümler Anayasamızın ‘menfaat-külfet
dengesi’ ilkesine aykırıdır.
6- Öte yandan nükleer atık muhafaza giderlerinin neler
olacağı, atıkların nerede muhafaza edileceği sorunlarının yasa ve
yönetmelikte açıkça belirtilmemiş olması ve muhafaza maliyetlerinin
yapımcı ve işletici şirketten alınacak gülünç miktar “katkı payı” ile
karşılanabileceği belirsizliği nedeniyle de ihale iptal edilmelidir.
HASAN SEVER: Hukukçu, Çevre Hukuku Derneği YK. Bşk.